Türkiye’nin 2012 Gündemi: 4+4+4 Öğretim Sistemi

4+4+4

Ülkemizde bu yıl öğretim alanında çok köklü bir değişime imza atıldı. Kısaca 4+4+4 öğrenim sistemi olarak tanımlanan bu sistemde en genel hatları ile zorunlu eğitim 4’er yıllık bölümler halinde 12 yıla çıkarıldı, okul öncesi eğitim zorunlu olmaktan çıkarılırken okula başlama yaşı 66 aya düşürüldü, ayrıca bunlara paralel olarak da ders müfredatlarında, okulların yapılanmasında ve öğretmen kadrolarında ciddi değişimler yapıldı.

Yapılan değişikliğin konuyla ilgili bütün taraflara belirli bir uyum ve hazırlık süresi tanınmaksızın hemen bu öğretim yılında uygulamaya sokulması birçok belirsizlik ve endişeyi beraberinde getirdi.

Öncelikle çocuklarını bu yıl ilkokula başlatacak olan anne babalardan geldi en büyük tepki. Çocuklarının daha erken yaşta 1. sınıfa başlayacak olması, nasıl bir ders programı uygulanacağını bilmemeleri vb durumlar onları tedirgin etti. Ortaya çıkan belirsizliği netleştirmek adına Milli Eğitim Bakanlığı bir yönetmelik yayınladı. Bu yönetmeliğe göre 66 ayını dolduran tüm çocukların doğrudan 1. sınıflara kayıtlarının yapılacağı, anne babaların bunu istememeleri durumunda ve “çocuklarının ruhsal ve fiziksel olarak hazır olmadığını” beyan eden hekim raporu ile çocuklarını okul öncesi eğitime gönderebilecekleri veya bir yıl daha bekletebilecekleri deklare edildi, Bakan başta olmak üzere yetkililerin beyanatları ile de aileler basın yayın organları üzerinden bilgilendirildiler. Bu süreçte durum daha da karıştı. Çünkü bir yandan konuyla doğrudan ilgili bazı meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları yasaya destek vermediklerini basın aracılığı ile topluma duyururken diğer yandan da anne babalar çoktan rapor peşine düşmüşlerdi. İkinci bir çözüm olarak Sağlık Bakanlığı; çocuk sağlığı uzmanları tarafından verilecek tek hekim raporunun da yeterli olacağını duyuran yeni bir ara mevzuat yayınladı. Ailelerin rapor istekleri hız kesmeden sürdüğü için konuyla ilgili çocuk sağlığı ve çocuk ruh sağlığı kliniklerinin iş yükü ülke çapında büyük oranda arttı.

Yasaya karşı tedirgin olanlar sadece anne babalar değil elbette. Öğretmenler de kendilerini yeni bir ders müfredatının içinde bulacaklar. Öğrenim sisteminin, yaş dağılımlarının, ders müfredatının bu derece değişmesi okulları da yeniden yapılanmaya zorladı. Kimi branşlarda öğretmen fazlasından, kimi branşlarda ise öğretmen açığından bahsedilmeye başlandı. Okullar kendi eksiklerini gördüler. Daha küçük yaşta okula başlayacak “”mini mini birler” in okula katılımı ile dersliklerin yetersiz kalacağı, fiziksel koşulların o yaş grubuna uygun olmayacağından hareketle kimi okullar tadilata sokuldular.

Bütün bu değişikliklerin öğretmenler ve okul idarecileri açısından ya da ülkenin eğitim öğrenim politikası açısından ne anlama geleceğini tartışmak, bir iki özet saptamanın ötesinde bu yazının boyutlarını aşar hiç kuşkusuz. Ancak çocuk gelişimi ve ruh sağlığı açısından, ayrıca aile dinamikleri açısından olası sonuçlarına değinmek de mesleki sorumluluğumuzun gereği.

Öncelikle şunu vurgulamakta yarar var. Ülkemiz anne babaları için çocuklarının okullaşma süreci, okuma başarısı çok önemlidir. Dolayısı ile eğitim öğrenim ile ilgili yasal düzenlemelerde; kim yaparsa yapsın, ailelerden geri bildirim alınması, gerektiğinde bilgilendirilmeleri, kaygılarının yok edilmesi büyük önem taşıyor. Uzun boylu tartışılmadan yapılan yasal düzenlemeler ve uygulamalar konuyla ilgili herkeste; öğrencilerde, öğretmenlerde, okul idarecilerinde, ailelerde endişe yaratabiliyor ki bana göre anne babaların çocuklarını göndermekten kaçınmalarının nedeni bilgisizlikten kaynaklanan endişeleridir. Poliklinikte karşıma çıkan bazı anne babaların “bu yıl ne olacağını bilemiyorum, çocuğumu bir yıl bekletmek istiyorum” diye gerekçe sunmaları da bunun kanıtı olsa gerektir.

Çocuğun gelişim seyri çok hızlıdır. Dil gelişimi, motor becerileri, öğrenme hızı, dikkat süresi, yaşıtlarına katılabilme yeteneği vb pek çok alanda aydan aya dahi belirgin farklılıklar gözlenebilir. Dolayısı ile 66 aylık çocukların hem kendilerinin zorlanacağı, hem de öğretmenlere ve okullara ayrı bir külfet getirebileceği düşünülebilir. 72 ayını tamamlamadan başlayacak çocukların okullarından aktif yararlanabilmeleri için daha fazla desteklenmeleri gerekebilir.

Bu yıl 1. sınıfa başlayacak çocuklarının yaş aralığının 66 aydan başlaması en azından ilk sınıfların, sonuçta da okulların daha kalabalık olabileceğini akla getiriyor. Üstelik bu yoğunluk mezuniyet evresine dek sürecek bir yoğunluktur.

4+4+4 öğrenim sisteminin tartışılması sadece okula yeni başlayan minikler üzerinden ve zorluk sanki sadece ilk yıl olacakmış gibi yürütülüyor ancak başlangıçta uyumlu görülen bazı çocukların ilerleyen sınıflarda sorunlar yaşayabilecekleri, okul olanaklarından yararlanma anlamında diğer bütün çocuklar açısından da yetersizlikler doğurabileceği akla getirilmelidir.

Okul öncesi eğitimin zorunlu olmaktan çıkarılması; anasınıfında tedavi edilebilecek durumların 1.sınıfa taşınması demektir. Ayrıca öğrenme sorunları ve davranış sorunları yaşama riski olan çocuklar kalabalık ortamlarda daha çok zorlanabilirler, öğretmeni de daha çok zorlarlar. Bu noktada okullarda bu yıl rehberlik hizmetlerine ve çocuk psikiyatri danışmanlığına daha çok ihtiyaç duyulacağını öngörebiliriz.

Bunlar genel bazı öngörüler. Süreç içinde belki daha başka sorunlar ortaya çıkacak, belki tahmin edilen problemler yaşanmayacak, belki de çocuklarımız açısından olumlu gelişmeler görülecektir. İzleyen, geri bildirim veren ve alan, yerinde çözüm üreten bir yaklaşımla bütün aksaklıklar halledilebilir.

Burada anne babalara somut önerilerde bulunmakta yarar var:
Çocuklarının durumuna; ille de “rapor alıp göndermeme” furyasına kapılmadan gerçekçi bir şekilde yaklaşmaları daha doğru olacaktır. Örneğin; ayrılma kaygısı yaşayan, özgül fobisi olan, basit davranış sorunları olan kimi çocuklar vardır; başlangıçta okula uyumsuz gibi görünebilirler ama kısa süreli bir rehberlik veya tedavi desteği ile geri kalan öğrenimlerini sorunsuz sürdürebilirler. Disleksi, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu vb tanıları olan kimi çocuklar vardır, yardım almaksızın çok başarısız olurlar ancak sürekli psikolojik danışmanlık ya da tedavi ile tüm öğrenimlerini sorunsuz sürdürebilirler. Kimi çocuklar vardır ki okul fobisi, sosyal fobi, seçici konuşmazlık vb okul ortamına özgü ve yalnızca o ortamda çözülebilecek problemleri vardır. Sonuçta bu gruplara giren çocukları hekim raporu ile evinde bekletmek onlara bir şey kazandırmayacaktır.

Eğer çocuklarının fiziksel ve ruhsal açıdan yeterince gelişmemiş olduğunu düşünüyorlar ise ve / veya çocuklarında önceden tanısı konulmuş ruhsal ve fiziksel engeller var ise öncelikle Rehberlik Araştırma Merkezleri’ne, çocuk sağlığı ve hastalıkları ile çocuk ruh sağlığı uzmanlarına danışmaları, rapor pazarlığı yapmak yerine çocuklarıyla ilgili kararı uzmanlara bırakmaları daha doğru olacaktır. Çünkü çocukların gelişim potansiyelini değerlendirebilecek standart testler, ölçüm yöntemleri ve uzman deneyimi bütün kurumlarda mevcuttur.
Her ne kadar okul öncesi eğitim zorunlu değil ise de risk grubu dediğimiz sorunlu çocuklar başta olmak üzere tüm çocukların mutlaka ve mutlaka okul öncesi eğitiminden geçirilmesini özellikle öneririm.

Her şeye rağmen zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması ülkemiz adına yerinde bir karardır, çünkü okullaşma süresinin uzunluğu, ülkelerin uygarlık düzeyini gösteren çok önemli bir evrensel ölçüttür.

UZM DR AHMET ÇEVİKASLAN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir